Chiron Yaralı Şifacı

Bu yazımızda astrolojide Chiron’un mitolojik, psikolojik taraflarına da göz atacağız. Kendi doğum haritanızda Chiron burcunuzu bulmak istiyorsanız Doğum haritasında Chiron hesaplama için ilgili sayfalarımızı ziyaret edebilirsiniz. Yaralı şifacı Chiron tarihsel ve mitolojik olarak nasıl değerlendirildi, Astrovizyon okurlarıyla paylaşıyoruz.

İçindekiler

Şifacı Olabilmek

Bir kişi gerçek anlamda şifacı olabilmek için mutlaka yaralanmalıdır. Ancak pek çok insan acı çeker ve şifacı olamaz. Aslında herkes acı deneyimi yaşasa şifacı olabilir. Fakat şifacı olabilmek yalnızca acıyı deneyimlemekle değil, acıyı aşmak ve yaralanmış olmakla mümkündür. Bu, basit bir acı çekmekten öte, psikolojik olgunlaşma yolunu takip etmekle ilgilidir. Çünkü her bireyin acısının nedeni benzersizdir; işte bu yüzden acınızın anlamını ararken hayatınızın anlamını arıyorsunuzdur.

Bu anlamda yaralı şifacı, benlik arketiplerinin en yaygın ve temel olanlarından biridir ve tüm gerçek iyileşme süreçlerinin temelini oluşturur. İsviçreli psikolog Carl Jung, yaralı şifacı ifadesini literatüre kazandıran kişi olarak kabul edilir, ancak kendisi bu terimi eserlerinde kullanmamış; onun yerine yaralı hekim ifadesini tercih etmiştir. Jung’a göre, iyileşme, hastanın kendi psikolojisinden doğması gereken bireysel bir meseledir; çözüm bireyselleşme (individuation) süreciyle ilgilidir.

İyileşme, yaralı bireyden doğal olarak doğmalıdır. Çünkü karanlıkta gizli olan ışığı bulmak gerekir. Ne zaman ki kişi kendini kurban olarak hisseder, acısına amansızca saplanır ve ondan kaçmak isterse, o zaman bu acıya saplanıp kalır. Bu durum nevrotik acıdır. Oysa yaralı şifacının acısı arınmış, anlamlandırılmıştır; yara ya ezi yok edilmiştir ya da kişiyi uyandıran bir uyarı haline gelmiştir.


chiron yaralı şifacı
chiron yaralı şifacı

Mitolojik Figür Chiron: Yaralı Şifacının Efsanesi

Yunan mitolojisinde Şiron, diğer sentaurlardan farklıdır. Apollo, tüm hastalıkları iyileştirebilen, güneş gibi parlayan ama aynı zamanda oklarıyla hastalık ve ölüm getirebilen güçlü bir şifacıydı. O, yaralanmamış bir şifacıydı.

Apollo, yarı insan yarı at olan Şiron’u büyüttü. Diğer sentoarlar vahşi ve sarhoşken, Şiron bilge, adil ve ölümsüzdü. Bu özellikleriyle büyük bir şifacı oldu. Ancak bir gün, yanlışlıkla kendini zehirli bir okla yaraladı ve kendi yarasını iyileştiremedi. Ölümsüz olduğu için ölmedi ama kalan hayatı boyunca korkunç acı çekti.

Bu yarası nedeniyle Şiron, Antik Yunan’da efsanevi bir yaralı şifacı olarak anıldı. Şifanın sırrı, ilacın bulunduğu yaranın içinde olduğunun bilinciyle gerçek sağlık, yaralarımızı kabul etmekten gelir.

Şiron’un soyluluğu, ölüm hikayesinde de kendini gösterir: Ölümsüzlüğünü, insanlara ateşi çalan ve bu yüzden tanrılar tarafından cezalandırılan Prometheus’un hayatı karşılığında takas etti. Prometeus, insanlara bilinci veren ateşi çalmıştı. Bilinç derin bir travma olmakla birlikte, aynı zamanda bize verilen en büyük armağandır. Şiron, Prometeus’a verilmiş olan cezayı çekti ve Zeus onun bu fedakarlığına acıdı. Onun onuruna Şiron’a gökyüzünde bir yer verildi; Sagittarius (Yay) takım yıldızı oldu.

Şiron, “asla iyileşemeyecek ölümsüz yarımızı” temsil ederken, aynı zamanda en büyük iyileşme kapasitemizin potansiyel kaynağıdır — özellikle başkalarını iyileştirme konusunda.


Yaralı Şifacı Arketipi ve Hristiyanlıkta İsa Figürü

Hristiyanlıkta da bu temel arketipin bir yansıması vardır: İsa. İsa, kendi acısını seçmiş ve çekmiştir; yaralı şifacı rolüne gönüllü olmuştur. Şiron’un aksine, yara ona olur ve kendi yarasını iyileştiremezken, İsa bu rol için gönüllü olmuş ve acısından kaçmamıştır.

Her iki figür de yaralıdır, şifacıdır ve sonunda göklere yükselir. Bu imge, sağlıklı şifacı (Apollo’dan), zehirli okla yaralanmadan önceki Şiron’dan ve çarmıha gerilmeden önceki İsa’dan ayrılır. Yaralı şifacı hem sağlıklı hem de acı çeken öğeleri birleştirir.

İşte bu yüzden Aziz Paul’ün “etimdeki diken” ifadesi, yaralı şifacı arketipini açıklar.


Aşklepios: Yunan Şifa Tanrısı ve Şiron’un Öğrencisi

Şiron, büyük bir öğretmen olarak saygı görüyordu ve Aşklepios’u tıp sanatlarında eğitti. Aşklepios, Yunan şifa tanrısı olarak kabul edilir.

Aşklepios, Apollo’nun aşık olduğu ölümlü kadın Coronis’in oğludur. Coronis hamileyken başka bir ölümlü erkekle ilişkiye girmiş ve ihaneti nedeniyle öldürülmüştür. Apollo, Coronis’i hayata döndüremedi, ancak ölümüne hazırlanan Coronis’in bedeninde yatan Aşklepios’u kurtardı ve karnından çıkartarak dünyaya getirdi. Böylece Aşklepios, ölümden kurtarılmış ve başkalarını iyileştirebilecek güce erişmiş oldu.


Aşklepios’un Sembolizmi: Yılanlı Asa ve Şifa Sanatı

Aşklepios, elinde yılanla sarılı bir asa tutardı; bu sembol günümüzde tıbbın evrensel işareti olarak kullanılmaktadır. Yılan, Yunan kültüründe sadece yeraltı dünyasının bir varlığı değil, aynı zamanda bilgelik, şifa ve yeniden doğuşun kutsal sembolüdür.

Aşklepios’un tıp sanatındaki gücü o kadar büyüktü ki, ölümlü insanları yeniden hayata döndürebiliyordu. Bu, Hades’in (yeraltı dünyasının tanrısı) Zeus’a şikayet etmesine neden oldu. Zeus, Aşklepios’un bu güçle insanlığı tanrılarla sınırlandırdığına inanarak onu yıldırımlarla vurdu ve Hades’e gönderdi. Ancak Aşklepios daha sonra dirildi ve Olympos Dağı’nda tanrıların arasında yer aldı. Bu olay onu, ölüm deneyimi yaşayan tek tanrı yaptı ve Yunanlıların en çok saygı duyduğu, sevgi ve tapınma gösterdiği figürlerden biri haline getirdi.


Asclepeia: Antik Yunan Şifa Tapınakları

Aşklepios’a adanmış şifa tapınakları Asclepeia olarak adlandırılırdı ve buralar hem fiziksel hem ruhsal hastalıkların iyileştirildiği kutsal merkezlerdi. En meşhuru, Epidauros’daki tapınaktı. Burada hastalar, temizlik diyeti ve banyo yaparak hem bedenlerini hem ruhlarını arındırmaya çalışırlardı.

Aşklepios’un kızı Hajeya, sağlık, temizlik ve hijyen alanının koruyucusuydu. Ayrıca, tapınakta görev yapan terapeutler, yani tedavi yardımcıları, hastalara rehberlik ederdi. Terapi kelimesinin kökeni buraya dayanır: Tanrılara hizmet edenlerden, kendisini ya da başkalarını iyileştirenlere evrilmiştir.


Teolojik Çalışma ve Şifa Deneyimi

Hastalar, hazırlık sürecinden sonra tapınağın küçük taş odalarında yalnız bırakılır, burada tanrıyla birlikte düş görürlerdi. Bu sürece teolojik çalışma denir. Amaç, kişisel bir tanrıyla karşılaşma deneyimi olan deafoniyi, yani tanrının göründüğü anı yaşamaktır.

Birçok hastanın rüyalarında Aşklepios, insan veya yılan/ köpek biçiminde görünerek yaralarına merhem sürer. Tapınağın yatak odalarında yılanlar özgürce sürünür, çünkü yılanlar yeniden doğuşun ve şifanın simgesidir. Ayrıca, köpekler de yeraltı deneyimiyle bağdaştırılırdı; tıpkı üç başlı Kerberos’un ölüleri Hades’e götürmesi gibi.

Eğer Aşklepios birinin rüyasında görünüyorsa, bu iyileşme olayının gerçekleştiği anlamına gelirdi.


Rüyalar ve Şifa: İlk Psikoterapötik Merkezler

Epidauros gibi merkezlerde, iyileşen kişi şifa vizyonunu kendisi alırdı. Burada bir oraklı tanrının kehaneti değil, doğrudan kişisel deneyim esastı. Klasik Yunan’da rüyalar, şifa ile eşdeğer kabul edilirdi.

Sonraki dönemlerde, rüyalar ve vizyonlar terapötik bir sürece bildirilir, banyo, spor salonu veya diğer ritüellerle desteklenirdi. Bu, psikoterapinin ilk örneklerinden sayılır.


Sokrates ve Aşklepios: Ölümle İyileşme

Sokrates’in ölmeden önce söylediği, “Krito, Aşklepios’a bir horoz borcumuz var. Öde ve unutma” sözü, onun ölümüne bir şifa olarak bakıldığını gösterir. Sokrates, ölümüyle ruhun hastalığı olan yaşamdan, ölümle iyileşmeye geçiş yapmıştır.

Aşklepios’un şifası, henüz ölümle karşılaşmaya hazır olmayanlara bir mola, bir hazırlık süresidir. Ölüm büyük bir eşitleyicidir ve Aşklepios, ölümün olmadığı bir hayat vaat etmez. Onun amacı, insanın ölümle barışık yaşamasını sağlamak, ölümle yüzleşmeye hazır hale getirmektir.


Aşklepios’un Altın Tacı ve Şifa Sanatının Mirası

Aşklepios’un dev başında altın bir taç bulunurdu; bu taç, güneşin ışınlarını ve kutsal bilgeliği simgelerdi. Bu, Aşklepios’un yaşayan dini inancını ve gerçek hekim olma duasını simgeler.

Aslepidlerin tıbbi yeteneği, güneşsel atalarından miras kalan özel bir armağandır. Bu yetenek, ne dini ne felsefi bilgiyle değil; derin sezgisel bilgi, gözlem, pratik ve eğitimle gelişen gerçek bir şifa sanatıdır.


Hastalık ve Şifa: Birbiriyle Bağlantılı İkizler

Hastalık ve şifa, birbirinin zıttı değil, daha derin bir sürecin ayrılmaz parçalarıdır. Bu süreç, güneş gibi kendi kendini üreten bir şifayı simgeler.


Nietzsche ve Ölümün Kutlanması

Filozof Frederick Nietzsche, doğal ölümü “kutlanması gereken bir şey” olarak görür. Ona göre, “zamanında ölmek, yaşamını gerçekten yaşamış olmanın sonucudur.

Henüz insanlar ölümü bir festival gibi kutlamayı öğrenememiştir; oysa ölüm, tamamlanmış ve zafer kazanmış yaşayanların umudu ve vaatleriyle çevrilidir. İnsan, ölmesini öğrenmeli ve ölüm bir festival olarak kabul edilmelidir.


Yaşlılık, Ölüm ve Psikolojik Bireyselleşme

Yunanlılar için yaşlılık, yaşamın son aşaması değil, hayatla ölüm arasındaki bir geçiş dönemiydi. İsviçreli psikolog Jung’a göre, bu hayatın ikinci yarısı, psikolojik doğum kadar önemlidir. Ölümü reddetmek, yalnızca daha fazla nevroza yol açar. Ölüm kaçınılmazdır ve ona karşı savaşmak, yaşamın kendisine karşı savaşmaktır.

Tıpkı gençlerin yaşamayı öğrenmesi gibi, yaşlıların da ölümle barış yapması gerekir. Bunun için bir kişisel mite sahip olmaları şarttır. Bu mit, rüyalar, aktif hayal gücü, sezgiler ve senkronisite yoluyla içsel yaşamımızı gözlemleyerek oluşturulur.


Carl Jung ve Ölüm Miti

Psikolog Carl Jung şöyle yazar: “Ölüm özellikle yaşlanan bir insan için kategorik bir sorudur ve buna cevap verme yükümlülüğü vardır. Bunun için bir ölüm miti olmalıdır. Akıl ona yalnızca derin bir çukura inişi gösterir. Ancak mit, ölüler diyarındaki hayatla ilgili zenginleştirici imgeler sunar.”

İnanç seviyesine göre, kişi doğru ya da yanlış yapmaz. Umutsuzca yürüyen kişi hiçbir yere gitmezken, arketipe inanan kişi hayatın izlerini takip eder ve ölümüne kadar yaşar.


Zıtlıkların Gerilimi ve Bütünlüğe Giden Yol

Carl Jung’un tüm psikolojisi, insan psikolojisindeki zıtlıkların varlığına dayanır. Zıtlıkların gerilimi, bütünlüğümüzün ortaya çıkmasına yol açar. Karşıtların birliği, antiodromik ilkeyle bütünlüğe giden yolu çizer.

Hayatta iki aşama vardır:

  1. Dışa odaklandığımız dönem
  2. İçe dönük odaklanmanın başladığı dönem

Bireyselleşme, bu iç ve dış aşamaların uzlaşmasıdır. Gerçek bireyselleşme süreci, kişinin içsel merkezine (benliğe) bilinçli bir şekilde yaklaşmasıdır. Bu süreç genellikle kişiliğin yaralanması ve beraberinde gelen acıyla başlar.


Yaralarımız ve Bireyselleşme Yolculuğu

Yaralarımız, çoğu zaman çağrı niteliğindedir, ancak genellikle kabul edilmez. Onların bizi nasıl şekillendirdiğini ve sağlığımızın iyileşmesinin yolunu öğrenmek gerekir. Bu, sağlıklı yaşam hayalinden ve ölümle yüzleşmeden kaçıştan kurtulmanın yoludur.


Şifacıların Yaralanmaları ve Kahramanlık Yolculuğu

Tarih boyunca şifa kariyerine sahip olanlar, derin yaralanmalar yaşamış veya ölmüşlerdir. Şiron, Aşklepios ve İsa gibi figürlerin hikayeleri bunu gösterir. Şifacı rolünü üstlenenlerin bir noktada ağır yaralanması ya da ölmesi kabul edilen bir gerçektir.

Bireyselleşmek kolay bir süreç değildir; oldukça acı vericidir. Tıpkı İsa’nın çarmıha gerilmeden önce taşıdığı haçı gibi, yara, parçalanmış benliğe yapılan bir giriş sınavıdır. Bu, kahramanın yolculuğunu başlatan macera çağrısıdır.

Kahramanın başarısı, karanlık canavarı yenmektir. Bilinçle bilinçdışının beklenen zaferidir. Ejderhayı yenen, gerçek kahramandır.


Carl Jung ve Kahramanlık Mitolojisi

Carl Jung der ki: “Mitlerde kahraman, ejderhayı yenen kişidir, onu yutan değil. Ejderhayla karşılaşan, onunla savaşan ve onu yenen kişi, gerçek kahramandır.”

Joseph Campbell da bu fikri genişleterek, kahramanlık yolculuğunu insan durumunu açıklayan derin mitolojik bir yapı olarak tanımlar. Macera çağrısı, sıradan dünyadan bilinmeyene geçişi içerir ve genellikle kaygı, reddetme ve içsel çatışmalara yol açar.


Yaralar ve Ölüm Deneyimi

Yaralar dayanılmaz hale geldiğinde onlara bakmak gerekir. Bu süreç, gerçek bir ölüm deneyimidir. Çünkü eski benlik ölürken, daha geniş, daha güçlü bir benlik doğar.


Mircea Eliade ve Kutsal-Profan Ayrımı

Din tarihçisi Mircea Eliade’ye göre, kutsal ve profan, insanlık tarihinin iki varoluşsal halidir. Kutsal, Platon’un formlar dünyasına benzer, zaman ve mekanın ötesinde evrensel, ölümsüz ve ebedi bir alandır.

Profan ise somut, ölümlü ve zamansal olan, çürüme ve ölümle ilişkili alandır. Kutsallık, mitolojik çağın tekrarı ve ilahi desenlere katılım yoluyla sürekli yeniden deneyimlenir.


Dini Ritüeller ve Sonsuz Geri Dönüş

Dini davranış sadece anma değil, aynı zamanda kutsal olaylara katılımdır. Eliade’nin sonsuz geri dönüş dediği kavram, mitolojik çağlarla yeniden bağ kurmayı ifade eder. Bu döngüsel zaman algısı, modern insanın doğrusal zaman kaygısına karşı koyar.


Şamanik İnsiyasyon ve Şifa

Eliade, hastalıkları, rüyaları ve coşkuları şamanik insiyasyon olarak tanımlar. Bu süreçler, zihinsel hastalık değil, geçici ve insanlık tarihini yansıtan krizlerdir.

İnisiyasyon sırasında kişi hastalık yaşar, ancak şamanik egzersizler (davul çalma, zikir) sonrası topluluk tarafından şaman olarak kabul edilir ve şifa verici rolü üstlenir.


Şamanın İçsel Yolculuğu

Şaman, hasta bir insan değil, kendini iyileştirmiş bir şifacıdır. Onun transatik deneyimleri, uyanmış psişenin imgelerini ve kolektif hastalık deneyimini sembolize eder.


Telafi Edici Fonksiyon ve Şifacıların Yara Hikayeleri

Çoğu insan, yardımsever mesleklere kişisel yaralarını iyileştirmek için başlar. Dizfonksiyonel çocukluk, istismar ya da aşağılık kompleksi gibi travmalar, bireyleri şifa ve yardım arayışına yönlendirir.

Psikolojik olarak hepimizin yaşamında bir telafi edici fonksiyon vardır. Örneğin, özgüveni eksik biri dışarıda çok özgüvenli davranabilir ya da kendini yetersiz hisseden biri, bilgi birikimini artırarak başkalarına öğretir.

Bu durum, persona dediğimiz sosyal maskemizin, gölgemizde yatan eksiklikleri telafi etmesidir. Ancak aşırı telafi, kişinin gerçek benliğini gizleyebilir ve sorunların bastırılmasına, gölgenin kararmasına neden olur.


Freud ve Tekrarlama Zorunluluğu

Travmatik ve istismara uğramış çocukluklar, Freud’un “tekrarlama zorunluluğu” kavramıyla açıklanabilir. Bu, bilinçdışı olarak travmatik olayların tekrar yaşanma ihtiyacıdır.

Bu tekrarlar, ebeveynlerle, arkadaşlarla, partnerlerle olan ilişkilerde yaşanabilir ve sorunları daha karmaşık hale getirir. Ancak bilinçdışı, bu durumları yeniden şekillendirerek iyileşme için fırsat yaratmaya çalışır.

Amaç, bu kalıpları dönüştürerek zehri şifaya çevirmektir.


Farmakon: Zehir ve Şifa Arasındaki İnce Çizgi

Yunanca farmakon kelimesi, hem zehir hem de şifa anlamına gelir. İlaçlar gibi, yaralı şifacı da yaralarını ciddiye almalı ve bu zehri şifa iksirine dönüştürebilmelidir.

Bu kavram, terapist ve hasta arasındaki ilişkiye de uygulanabilir. Carl Jung’un dediği gibi: “İyi bir tedavinin yarısı, terapistin kendi iç dünyasını incelemesidir. Çünkü terapist, kendi iyileştirebileceği şeyleri hastasında iyileştirebilir.”


Modern Çağın Yaralı Şifacıları: Freud ve Jung

Freud, hayatının son altı ayında çene kanseriyle acı çekti. Jung ise bilinçdışıyla yüzleşirken intiharın eşiğine geldi. Ölümüne rağmen yazmaya, çalışmaya devam ettiler.

Her ikisi de zehirlerini şifa iksirine dönüştüren gerçek simyacılar oldular. Ancak şifayı yalnızca terapist getirmez; hasta da sürece aktif katılır.


Transferans ve Karşı Transferans

Hasta, bilinçsizce terapiste karşı duygularını (örneğin, kötüye kullanan babaya dair hisler) aktarabilir; buna transferans denir. Terapist, karşı transferans denilen duruma düşmemek için kendi yaralarını hastaya yansıtma riskine karşı uyanık olmalıdır.

Terapist, hastanın acısını alır, paylaşır ve birlikte acı çeker. Bu, Hristiyanlıkta “onun yaralarından biz iyileştik” anlayışı gibi güçlü bir şifa etkisi yaratır.


Terapistin Dönüşümü ve Şifa Süreci

Jung, ancak kendisini derinden etkileyen terapistin gerçek anlamda iyileştirebileceğini belirtmiştir. Terapist, hastasını hiç gitmediği yerlere götüremez. Bu sadece empati değil, ruhsal çalışmanın ve bilgeliğin sonucudur.

Hasta da şifalanma potansiyelinin kendi içinde olduğunu fark etmelidir. Terapist, hastaya bir psikopomp (ruh rehberi) olarak hizmet eder.


Ejderha, Kahraman ve Şifacı İlişkisi

Carl Jung şöyle der: “Analiz, iki partnerin katılımını gerektiren bir diyaloğudur. Terapist ve hasta göz göze gelir, her ikisinin de söyleyecekleri vardır.”

Terapist, kendi gölgeleriyle yüzleşirken, hasta da içsel şifacısıyla iletişim kurar. Bu bilinç dışı ilişki, şifa sürecinin temelidir.


Aşklepius Kompleksi: Terapistin Tehlikeleri

Eğer terapist bilinç dışıyla sürekli ilişki kurmazsa, Aşklepius kompleksi denen duruma düşebilir: Şifayı tanrısal bir güç olarak görür ve hastayla kişisel ilişki kurmayı gereksiz sayar.

Jung, bir rüyasında hastasının dev bir insan, kendisinin ise küçük olduğunu görmüş; bu farkındalıkla tutumunu düzeltmiş ve iyileşme süreci olumlu yönde ilerlemiştir.


Terapiste Tavsiyeler ve Derinlik Psikolojisinin Zorlukları

Jung, öğrencilere şu tavsiyede bulunurdu: “Kendinizi gözlemleyin. Hastaya nasıl tepki verdiğinizi takip edin ve kendi yaralarınızı hastaya projekte etmemeye dikkat edin.”

Derinlik psikolojisi, tehlikeli bir meslektir. Çünkü terapist, başkalarının yaralarına maruz kalabilir veya kendi yaraları yeniden açılabilir.


Yara Almış Şifacı Arketipi: İyileşme ve Bireyselleşme

Jung, psikolojik çatışmaları hastalık olarak değil, bilinç dışına açılan gelişim olarak görür. Yara almış şifacı arketipi, yaralarımız aracılığıyla şekillenir.

Tıpkı fiziksel yaraların temizlenip sabırla iyileşmesi gibi, psikolojik yaralar da sabır ve uygun ortamla iyileşir.


Numinöz Deneyim ve Benliğin Doğuşu

Yaralanma deneyimleri, bizi kendimizi aramaya çıkarır ve bu, numinöz, yani doğaüstü bir olaydır. Çatlaklarımızdan ışık girer; parçalanmış benliğimiz transpersonel ve arketipal alanlara açılan kapıdır.

Kırılmak, bütünlüğümüzü gizler gibi görünse de, aslında onun ifadesidir; bir tür yıkım, bireyselleşme için ön koşuldur.


Kolektif Acı ve Bilincin Genişlemesi

Acı, sadece bireysel değil, kolektif bir durumdur. Zamanın ruhundan acı çekiyoruz. Mikrokozmos ve makrokozmos bir ve aynıdır; kendimizi dönüştürerek dünyayı, dünyayı dönüştürerek kendimizi dönüştürürüz.

Biz, daha büyük bir bütünün karşılıklı bağımlı parçalarıyız ve bunu fark etmek, bilincimizin genişlemesidir.


Astrolojide Chiron

Astrolojide chiron doğum haritanızda herhangi bir gezegenle kavuşum yapıyor mu kontrol edin. Chiron hesaplama sayfamızda gezegenlerle kavuşumlarının etkilerini okuyabilirsiniz. Chiron doğum haritanızda hangi burçta ve hangi evde ise o konularda yaralarınız olması ve şifa yetenekleriniz olabilir ancak bir kişinin gerçek bir şifacı olabilmesi sadece chiron burcuna bakılarak tanımlanmaz. Doğum haritanızda kişisel gezegenlerinize, ASC, MC gibi önemli astrolojik noktalarla etkileşimi olmalıdır. Ayrıca şifa sadece Chiron ile ilgili değildir, Jüpiter Neptün de şifayı temsil eder. Gün geldiğinde şifa yaralarımızı sarmak olduğu gibi bazen insanların şifası bu hayatta göçmek olabilir…Ruhsal yolculuğunuz keşfetmek için doğum haritası danışmanlığı almanızı tavsiye ederiz.


Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.